Tarih: 07.02.2026 13:14

BCN Ebeveyn Akademi Direktörü Ertan: Algoritma çocuğun gelişimini umursamaz

Facebook Twitter Linked-in

Meryem Karaşar Ertan: 15 yaş altına sosyal medya yasağı koruyucu bir halk sağlığı adımı ama geliştirilmeli

 

Meryem Karaşar Ertan: 15 yaş altına sosyal medya yasağı koruyucu bir halk sağlığı adımı ama geliştirilmeli


 

BCN Ebeveyn Akademi Direktörü Ertan: Algoritma çocuğun gelişimini umursamaz


 

"Çocuk, "içerik" değildir. Dijital ayak izi kalıcıdır. Bugünün paylaşımı, yarının yükü olabilir"


 

BCN Ebeveyn Akademi Direktörü Meryem Karayaşar Ertan, 15 yaş altı çocukların sosyal medya kullanımına yönelik planlanan düzenlemeyi çocukların ruh sağlığını koruma açısından "önemli bir halk sağlığı adımı" olarak değerlendirdi. Ertan, klinik başvurularda kaygı bozuklukları, beden algısı sorunları, siber zorbalık, dikkat dağınıklığı ve uyku problemlerinin arttığını; artışın önemli kısmının erken ve kontrolsüz sosyal medya maruziyetiyle ilişkili olduğunu vurguladı. Aynı zamanda düzenli içerik üreterek gelir elde eden 18 yaş altı çocukların "çocuk işçiliği" tartışmaları kapsamında ele alınması gerektiğini söyledi.


 

Türkiye'de 15 yaş altı çocukların sosyal medya platformlarında hesap açmasını engellemeye dönük yasal düzenlemede sona yaklaşıldı. Meclis gündemine gelmesi beklenen çalışmada, ebeveyn onayı olsa bile 15 yaş altının sosyal paylaşım sitelerinde hesap oluşturamaması, yaş doğrulama ve ebeveyn denetimi gibi mekanizmaların zorunlu hale gelmesi hedefleniyor.


 

"Hedef: Platforma sorumluluk yüklemek, çocuğu meta olmaktan çıkarmak"


 

T.C. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, düzenlemenin platformlara "hiçbir şekilde 15 yaş altına hizmet sunmama/hesap açtırmama" yükümlülüğü getirmesini; zararlı içeriklere karşı etkili filtreleme ve daha proaktif önlemler kurulmasını hedeflediklerini açıkladı. Bakanlık açıklamasında, çocukların ticari bir meta haline getirilmesine izin verilmemesi gerektiği vurgulandı.


 

BCN Ebeveyn Akademi Direktörü Meryem Karayaşar Ertan'a göre bu çerçeve, sadece "çocuklar ekranda çok kalıyor" tartışmasının ötesinde, doğrudan ekonomik bir düzen tartışmasını da tetikliyor: Çünkü sosyal medya, çocukları yalnızca kullanıcı olarak değil, giderek daha fazla "içerik hammaddesi" olarak da görüyor.


 

Düzenleme neyi hedefliyor?


 

Bakanlık sunumuna yansıyan başlıklara göre amaç; 15 yaş altının platformlara erişimini "kağıt üstünde" değil, fiilen sınırlamak. Bunun için:


 

Platformlara etkili yaş doğrulama yükümlülüğü,


 

Ebeveyn denetim araçları sunma zorunluluğu,


 

Yaş doğrulama ve koruyucu önlemlere ilişkin raporlama beklentisi,


 

Zararlı/yasa dışı içerik şikâyetleri için aktif başvuru mekanizmasının güçlendirilmesi,


 

Çocuklara yönelik aldatıcı reklamlara karşı önlem gibi maddeler öne çıkıyor.


 

Oyun tarafında ise "toptan yasak" yerine, yaş derecelendirmesi üzerinden çocuğun yalnızca yaşına uygun oyunlara erişebilmesi yaklaşımı konuşuluyor.


 

"Algoritma çocuklarımızın psikolojisini bozuyor"


 

Ertan'a göre çocukluk ve erken ergenlik dönemi; kimlik gelişimi, benlik saygısı ve sosyal karşılaştırma açısından en hassas evrelerden biri. Sosyal medya algoritmaları ise çocuğun gelişimsel kapasitesini gözetmeden yoğun uyaran, beğeni kültürü, filtrelenmiş beden imgeleri ve sürekli karşılaştırma ortamı sunuyor. Bu tablo özellikle 10–14 yaş bandında yetersizlik duygusunu, dışlanma korkusunu ve "dış onay" bağımlılığını artırabiliyor.


 

Ertan, klinik pratikte özellikle son yıllarda; kaygı bozuklukları, beden algısı sorunları, siber zorbalık mağduriyeti, dikkat dağınıklığı ve uyku problemleri gibi başvurularda ciddi artış gördüklerini, bunun önemli kısmının erken ve kontrolsüz sosyal medya maruziyetiyle ilişkili olduğunu belirtiyor. Aynı gözlem seti, 12–15 yaş aralığında sosyal medya kullanım süresi arttıkça uyku bozulmaları, akademik performans düşüşü, sosyal geri çekilme ve duygu düzenleme güçlüklerinin daha görünür hale gelebildiğine işaret ediyor.


 

Ertan bu nedenle yaş sınırı düzenlemesini "çocuk ruh sağlığı perspektifinden koruyucu bir halk sağlığı adımı" olarak değerlendiriyor; ancak tek başına yasağın yeterli olmayacağını özellikle vurguluyor.


 

"Yasak tek başına korumaz"


 

Ertan'a göre mesele yalnızca erişimi engellemek değil; sağlıklı dijital kullanım kültürü inşa etmek. Çocukların dijital dünyadan tamamen izole edilmesi gerçekçi değil; ancak gelişimsel olarak hazır olmadan sosyal medyanın sosyal karşılaştırma ve görünürlük baskısına maruz kalmaları ciddi ruhsal risk üretiyor.


 

Bu nedenle Ertan, yaş sınırının ancak eş zamanlı şu başlıklarla desteklenirse koruyucu olacağını vurguladı: çocuklara ve ebeveynlere dijital okuryazarlık; aile içinde sınır koyma becerilerinin güçlendirilmesi; okullarda psikoeğitim programları; çocukların gerçek sosyal bağlarını güçlendirecek alternatif sosyal ve sportif alanların artırılması.

Çocuk influencer boyutu: Maruziyetten "performans ve gelir" döngüsüne


 

Ertan, düzenlemeyi yalnızca "izleyici çocuk" üzerinden değil, giderek büyüyen "üreten çocuk" alanı üzerinden de değerlendirdi. Sosyal medyada düzenli içerik üreten ve bu yolla gelir elde eden 18 yaş altı çocukların, "çocuk işçiliği" tartışmaları kapsamında ele alınabileceğini belirten Ertan'a göre, çocuk rızası ve bilişsel yetkinliği tam gelişmeden dijital bir pazarın parçası haline gelebiliyor.


 

Burada kritik eşik, görünürlüğün bir "oyun" olmaktan çıkıp bir düzenli üretim döngüsüne dönüşmesi: çekim takvimi, performans baskısı, beğeni metriği, iş birliği/hediye/gelir beklentisi… Ertan, erken yaşta beğeni ve takipçi odaklı bir kimlik inşasının çocuğun öz değerini dışsal onaya bağımlı hale getirebildiğini söyledi.


 

Ertan'ın uyarısı özellikle şu noktada keskinleşiyor: yoğun ilgiye alışan çocuğun, ilgi azaldığında benlik algısında ve yeterlilik duygusunda ciddi sapmalar yaşama riski artıyor; "dış onayla var olma" alışkanlığı geri çekildiğinde çocuk "psikolojik boşluk"la karşı karşıya kalabiliyor.


 

"Koruyucu bir halk sağlığı adımı"


 

Ertan'a göre 15 yaş altına yönelik düzenleme, doğru tasarlanıp etkin uygulanırsa çocuk ruh sağlığı açısından koruyucu bir halk sağlığı adımı olarak görülebilir. Ancak asıl hedefin, çocukların öz düzenleme becerilerini, eleştirel düşünme kapasitesini ve gerçek sosyal bağlarını güçlendirmek olması gerektiğini vurgulayan Ertan, "Toplum olarak çocukların psikolojik güvenliğini, dijital özgürlük tartışmalarının önünde tutmamız gerektiğini düşünüyorum" değerlendirmesinde bulundu.




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —