Tarih: 02.02.2026 10:50

Elin Sarhoşu Kadar Olamıyoruz: Kimliğimizden Kaçıyoruz

Facebook Twitter Linked-in

 

Yanılmıyorsam 1976–77 yıllarının ortalarıydı. Batı Berlin ile Doğu Berlin'i ikiye bölen ve dünya tarihine "Utanç Duvarı" olarak geçen sınır hattının öte yakasını izliyordum. Duvara oldukça yakın bir noktaya kurulmuş, üç-dört metre yüksekliğinde tahta bir kuleye çıktım. Amacım; Batı Berlin'i gözetleyen özel kıyafetli sınır muhafızlarını, beton kulelerdeki nöbetçileri ve köpekleriyle birlikte engellerle çevrili yolda devriye gezen askerleri fotoğraflamaktı.

 

Kameramı doğrultup çekim yapmaya başladığımda, köpekleriyle devriye gezen nöbetçilerin ve kulelerdeki askerlerin dikkatini çekmiş olmalıyım ki, dürbünleriyle sürekli beni izlemeye başladılar. O gergin atmosferin içinde, bir anlığına bakışlarım başka bir noktaya takıldı.

 

Elinde bira şişesiyle, şişeyi kafasına dikmiş bir adam duruyordu. Oldukça rahattı; sanki dünyanın bütün sınırları, duvarları ve dikenli telleri onun umurunda değildi. Objektifimi ona çevirdim ve deklanşöre bastım. Tam o sırada adam birden kükredi. Sert ve öfkeli bir sesle,

"Benim resmimi çekemezsin! Ben bir Berlinliyim, ben bir Alman'ım!" diye bağırdı.

 

O an donup kaldım. Sarhoştu belki, ama kimliğinden zerre kadar şüphe duymuyordu. Kendini tanımlamaktan, ait olduğu yere sahip çıkmaktan çekinmiyordu. Onu izlerken içimden şu cümle geçti:

"Elin sarhoşu bile kimliğini bu kadar gür bir sesle haykırırken, bizim okumuşumuz ya da okumamışımız neden kimliğini gizleme ihtiyacı duyar?"

 

Bu düşünce içimi acıttı. Çünkü mesele yalnızca bir fotoğraf ya da bir an değildi; mesele, insanın kendini inkâr etmeden, başını eğmeden var olabilmesiydi. O gün orada, dikenli tellerin ve silahlı nöbetçilerin gölgesinde, sarhoş bir adamdan çok şey öğrendiğimi fark ettim. Kimlik bazen ayık akıllarla değil, cesaretle savunuluyordu. Ve biz, ne yazık ki, çoğu zaman bundan bile kaçıyorduk.




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —