Osman DOST


Gençlerimiz Umutlarını Yitiriyor

Gençlerimiz Umutlarını Yitiriyor


Eskiden çocuklar daha ilkokul sıralarında hayal kurmaya başlardı. Kimi “Hâkim olacağım”, kimi “Savcı olacağım” derdi; bir başkası askerî okullarda okuyup subay olmanın hayalini kurardı. Bu hayaller yalnızca meslek tercihi değil, aynı zamanda bir ülkenin geleceğine duyulan güvenin ve umudun da göstergesiydi. Çünkü hayal kurabilen çocuklar, yarına inanan toplumların en güçlü teminatıdır.

 

Ne yazık ki günümüz Türkiye’sinde bu tablo büyük ölçüde değişmiş durumda. Bugün gençlerin hayal kurmak bir yana, hayal kurmaya dahi cesaret edemediklerini görüyoruz. Bu durum yalnızca bireysel bir sorun değil, toplumsal ölçekte son derece düşündürücü bir tablodur. Eskilerin deyimiyle, hayal kuramayan bir toplumun geleceği de parlak olmaz. Bugün yaşadığımız tam olarak budur: Gençlerimiz artık hayal bile kuramıyor.

 

Gelişmekte olan bir ülke için bundan daha kaygı verici bir durum düşünülemez. Çünkü kalkınmanın, ilerlemenin ve refahın temelinde umut vardır. Umudun olmadığı yerde üretim olmaz, girişim olmaz, fedakârlık olmaz. En önemlisi de yarına dair bir inanç kalmaz.

 

Geçtiğimiz günlerde bir pastanede otururken bir grup gencin sohbetine istemeden de olsa kulak misafiri oldum. Konu dönüp dolaşıp ekonomik koşullara geldi. İçlerinden biri, babasının geçmişte yaşadıklarını anlattı: “Babam emekli olduğunda aldığı tazminatla bir daire almıştı. Üstelik kalan parayla ve birikimleriyle ikinci el de olsa bir araba alabilmişti.” Bu cümle, aslında iki dönem arasındaki uçurumu anlatmaya yetiyordu.

 

Bugün ise durum bambaşka. Gerek kamu gerekse özel sektörde çalışan bir emekçi, aldığı maaşla eğer ailesinden ya da bir yardımcıdan destek almıyorsa bırakın bir aile geçindirmeyi, tek başına yaşamanın dahi altından zor kalkıyor. Ev kiraları, elektrik, su, internet ve telefon faturaları maaşların büyük bölümünü daha ayın başında eritiyor. Pazar ve market masrafları ise neredeyse tamamen kredi kartlarıyla karşılanıyor. Borç borcu kovalıyor, her ay bir sonraki aya devrediyor.

 

Bu tabloyu görerek büyüyen gençlerin evlilikten, yuva kurmaktan ve çocuk sahibi olmaktan korkması son derece anlaşılır bir durumdur. Bugün gençler “neden evlenmiyorsunuz?” sorusuna romantik değil, son derece gerçekçi cevaplar veriyor. Haklılar. Onları bu tavırlarından dolayı eleştirmek değil, anlamaya çalışmak gerekir. Çünkü umut, yalnızca sözle değil, yaşam koşullarıyla yeşerir.

 

Her geçen yıl yeni yıla devredilen borç miktarı artıyorsa, alım gücü sürekli düşüyorsa ve gençler geleceğe dair tek bir somut plan bile yapamıyorsa, burada ciddi bir yönetim sorunu var demektir. Bu noktada yapılması gereken, siyasi çekişmeleri bir kenara bırakıp ülkenin geleceğini öncelemektir.

 

Tüm siyasi partilerin bir araya gelerek erken seçim kararı alması ve milli bir mutabakatla, geniş tabanlı bir koalisyon oluşturulması artık bir tercih değil, zorunluluk haline gelmiştir. Göz göre göre ülkeyi ekonomik ve sosyal bir çöküşe sürüklemek, yalnızca bugünün değil, gelecek nesillerin de felaketi olur.

 

Unutulmamalıdır ki bir ülkenin en büyük zenginliği yer altı kaynakları değil, umutlu gençleridir. Eğer gençler hayal kuramıyorsa, o ülkede yarınlar karanlıktır. Bu karanlığı dağıtmak ise hâlâ mümkündür; yeter ki gerçeklerle yüzleşilsin ve cesur adımlar atılsın.