2025 yılında Dünya gıda fiyatları ortalama yüzde 4,3 arttı. Ancak bu artış 2025 son beş ayında durdu ve tersine düşmeye başladı.
Türkiye de Şubat 2026 ayında yıllık TÜFE oranı yüzde 31,53 oldu. Gıda fiyatlarında artış oranı daha yüksek yüzde 36,44 oldu.
Genel olarak Türkiye de gıda fiyat artışı daha yüksektir. Bu durum orta ve düşük gelir grupları için yaşam maliyetini artırıyor. Çünkü TÜİK, TÜFE sepetinde gıdanın payını yüzde 25 dolayında gösteriyor, oysaki orta ve düşük gelir gruplarında bu pay yüzde 40 dolayındadır.
Gıda fiyatları daha da artacaktır.
1. Petrol fiyatlarında artış, yem, gübre, ilaç, ambalaj gibi tarımsal girdi fiyatlarını artırdı. Petrol fiyatları eski seviyesine dönmezse, bu artış devam eder.
Zaten bugünkü jeopolitik sorunlar daha az iken ve petrol fiyatları da artmamışken, 2024-2025 yılında ve 2026 ilk iki ayında, tarım ürünleri üretici fiyat endeksi (Tarım -ÜFE) ve Tarımsal girdi fiyat endeksi (Tarım -GFE), yurt içi üretici fiyatları (Yi-ÜFE)’den daha yüksek oldu. (Aşağıdaki tablo ve grafik)

Şimdi enerji fiyatları artınca, Çiftçinin kullandığı yem, tohum, gübre, ilaç, enerji, sulama, daha da pahalanacaktır. Devlet şimdilik yeterli mazot desteği veriyor. Ancak bir süre sonra yetmeyecektir.
Devletin daha fazla düşük faizle finansman desteği vermesi gerekir. Bu finansmanın kullanılma aşamalarını da denetlemesi gerekir.
Ayrıca, tarıma elverişli illerde, organik tarım ürünleri organize bölgeleri kurması gerekir. Üretimde devletinde içinde bulunacağı , kooperatifleşmeyi organize etmesi gerekir.
AKP iktidarı 2006 yılında tarım kanununu Madde 21, maddeyi “Bütçeden tarımsal destekler için ayrılacak kaynak, gayrisafi millî hasılanın yüzde birinden az olamaz.” Şeklinde değiştirdi ve fakat kendisi hiçbir zaman uymadı. En yüksek seçim yılı olan 2007’de yüzde 0,67 oldu. 2009 ve sonrasında yüzde 0,60’ın altında kaldı. 2020 yılında yüzde 0,44 oldu. Sonraki yıllar daha da düştü.
Yasaya uygun olarak tarımsal destekler GSYH’nın en az yüzde 1’ine çıkarılmalıdır.
2. İstikrar sorunu olan her ülkede, talep elastikiyeti sert olan gıda gibi zaruri tüketim mallarında fiyatlar istismar edilmiştir. TCMB, da gıda başta olmak üzere son dönem fiyat gelişmelerinin enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışları üzerinden risk oluşturduğunu vurguluyor. Eğer Üretici, toptancı ve perakendeci gelecekte de maliyet artışı bekliyorsa gıda gibi mallarda fiyatları bugünden daha yüksek belirleyebiliyor.
Temel sorun ekonomik ve siyasi istikrarı sağlamak sorunudur.
3. Türkiye’de gıdada kayıp-kaçak, soğuk zincir eksikliği, depolama sorunu ve aracı sayısının fazlalığı maliyetleri ve fiyatı yükseltiyor.
Devletin bu alanlarda yatırımları teşvik ve kontrol etmesi gerekir. 4. Bunlardan daha önemlisi, 2000 yılından beri Türkiye’nin sonuca gidecek bir tarım politikası yoktur. Tarım politikası tamamıyla algıya dayalı olarak yürütülmüştür. Son 30 yılda, tarım sektöründe ekili alanlar azaldı. Türkiye’de tarım alanlarına saldırı, geçmiş hükümetler döneminde başladı. Bugünkü iktidar da endazeden çıkardı. İmar yasaları, mevzi imar planları ve TOKİ’nin tek başına imar planı yapma yetkisi, en fazla ekili alanlara zarar verdi.
Dünya verimsiz alanları ıslah ederek tarım alanlarına çevirirken, İsrail çölü ıslah edip, tarım alanı yaparken, Türkiye’de tarım alanları ve ekili alanlar tersine bizzat hükümetler tarafından, imara açılarak erozyona uğratıldı.
Türkiye, toprağı en fazla erozyona uğrayan ülkeler arasındadır. Tarım alanlarının yüzde 59’unda, orman alanlarının yüzde 54’ünde ve mera alanlarının yüzde 64’ünde aktif erozyon bulunmaktadır.
Erozyona çözüm bulmak için, her şeyden önce insan eliyle yapılan doğal dengenin bozulmasını önlemek gerekir. Bu nedenle tarım alanlarının imara açılması önlenmelidir.
Tarımda yeniden doğuşu ama siyasi iktidarların tarımı, özellikle tarım alanlarının imara açılmasını kısa dönemli ve siyasi çıkar aracı olarak değil, ülkenin ve halkın refah sorunu olarak görebilmeleri ile ancak mümkün olur.

