Mustafa BALBAY


O ilk üç gün!

O ilk üç gün!


 

6 Şubat depreminin üzerinden üç yıl geçti. Ancak depremin ilk üç günündeki akıl almaz ihmallerin acısı geçmedi. Deprem ülkesi Türkiye’de ilk kez böyle de duruma tanık olduk.

 

Üçüncü yılda gelinen nokta ise şöyle özetlenebilir:

 

İlk üç günden hallice!

 

Malatya’dan Hatay’a, Adıyaman’dan Kahramanmaraş’a kadar 11 ili etkileyen deprem sonrasında yaşanan “iktidar sessizliği”, kaybın öngörülmesinin olanaksız boyutlarda artmasına neden oldu. Bunun birebir tanığıyız. Adıyaman’da 6 Şubat’ın ilk günlerinde bir yurttaşın şu sözü hâlâ kulaklarımızda:

 

“Ankara’daki o sağırlara söyleyin, benim çocuklarım, gelinlerim, torunlarım üç gün yıkıntıların altında inleye inleye öldü. Onlar depremden değil, geç müdahaleden hayatını kaybetti.”

 

Bölgedeki askeri birlikler başta olmak üzere güvenlik güçleri organize bir şekilde zarar gören yerlerde arama kurtarma çalışması yapabilirdi.

 

***

 

Bugüne gelirsek...

 

Bir söz vardır; yığınakta yapılan hata, seferin sonuna kadar devam eder!

 

İktidarın o günkü şaşı bakışı ne yazık ki devam etti. Şimdi ısrarla bütün yaraların sarıldığını, muhalefetin “bozgunculuktan” başka bir şey yapmadığını söylüyorlar. Özellikle böylesi durumlarda şu saptamayı yapmamak elde değil:

 

Sunny  - Sinema Deneyimini Eve TaşıyınSunny TV, yüksek görüntü kalitesi ve Smart özellikleriyle ev eğlencesini kolaylaştırır.SUNNY

 

İktidar dünyanın her ülkesinde vardır ama muhalefet her ülkede yoktur!

 

Başta CHP olmak üzere muhalefet partilerinin deprem bölgesini inatla sıkı takibi sonucu iktidarın propaganda merkezli açıklamalarının cilası dökülüyor. CHP bir yandan gerçekleri ortaya çıkarıyor bir yandan çözümün parçası olmaya çalışıyor. Depremden bir ay kadar sonra Adıyaman’a gittiğimizde ziyaret ettiğimiz konteyner kentlerden biri İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılmıştı. O gün yardıma koşan Tunç Soyer, 30 Ekim 2020’deki İzmir depremi sonrası kentsel dönüşümü başlatmış, bir model oluşturmaya çalışmıştı. Şimdi bu çabasının bedelini ödüyor!

 

Son bir ay içindeki bölge ziyaretlerinde Erdoğan’ın geçeceği güzergâhın yolları kapkara asfaltlandı, bitmeyen inşaatlar uzun bariyerlerle örtüldü, hatta yıkık köprülerin karşıdan görünen bölümleri özenli bir köprü çizimi ile “güzelleştirildi”!

 

Gezi sonrası her şey aslına döndü!

 

Elbette atılan adımlar var, konut inşaatları sürüyor, zaman zaman teslim törenleri yapılıyor. Ancak bir bütün olarak bakıldığında ciddi bir plansızlık, sosyal devlet kavramından uzak bir dağınıklık var. En son 24- 25 Ocak’ta Malatya’ya gidişimizde yurttaşlardan birebir şunları dinledik:

 

“Malatya çarşısı hâlâ ayağa kalkmadı. Şehirde 50’den fazla konteyner mahallesi var. Pek çok işyeri de konteynerde. İnsanlar evleri, işyerleri tamamlana dek burada yaşam planı yaparken bu kez konteynerlerden çıkmaya zorlanıyor. Evlerini teslim alan mutlu ailelere bir senet imzalatılıyor, bedel kısmı boş. Önce inanamadık. Yetkililere sorduk, bedelin sonra yazılacağını söylediler. Devlet yurttaşına bunu yapar mı? Biz depremi yaşamaya devam ediyoruz.”

 

***

 

Önceki hafta, yaralı Malatya’da “Cumhuriyet sofrasında” oturduk. CHP Malatya İl Başkanı Barış Yıldız, kentin her alandaki girişimcilerini buluşturup birbirlerini tanımalarını, yardımcı olmalarını hedeflemiş. Salona girerken torbadan bir sayı çekiyorsunuz, kurada çıkan masaya oturuyorsunuz.

 

Ali Mahir Başarır ve Veli Ağbaba ile kurada çıkan masalara ayrı ayrı oturduk. Daha önceki sofralarda tanışan insanlar, ortak iş yapmışlar, birbirlerine “çözüm” olmuşlar.

 

Yurttaşın kendi yaralarını kendi sarma çabasının bir örneği. Bir de iktidar birleştiriciliği olsa!

 

Üçüncü yılda hâlâ büyük felaketleri hep birlikte göğüsleme kültüründen uzağız.

 

Asıl felaket bu!