Armağan KULOĞLU

Tarih: 04.04.2025 23:51

Politik gelişmelerin güvenliğe yansımaları

Facebook Twitter Linked-in

Türkiye bir süredir “Terörsüz Türkiye ve Barış” adı altında bir süreci yaşarken, iç politikada ortaya çıkan yeni gelişmeler bu süreci ikinci planda bırakmış gibi görünse de süreç devam etmekte, ancak durumun pek arzu edilen şekilde olmadığı anlaşılmakta, iç politikadaki tansiyonun yükselmesi de dış politika ve güvenliğe etki edebilecek görüşme, beyan ve beklentilere sahne olmaktadır.

PKK/PYD/YPG/SDG ve barış

Bu süreç ortaya çıktığında, hiçbir karşılık beklemeden ve pazarlık yapmadan PKK başta olmak üzere bunun uzantıları ve türevleri de dahil tümünün silahları bırakması, kendilerini feshetmesi istenmiş, bu konuda terörist başından da çağrı yapması talep edilmiştir.

Bu çağrı ortaya çıktığında, ülke içindeki PKK terörü tamamen kontrol altına alınmış, Irak’ın kuzeyinde Türk Güvenlik Güçleriyle gerçekleştirilen pençe-kilit operasyonlarıyla sınır ötesinde bir güvenlik hattı oluşturularak terör grupları sınırdan uzakta kontrol edilebilecek bir durumdaydı.

Suriye’nin kuzeyinde ise, Suriye’de gelişen yeni durumla birlite, TSK’nın ve onun kontrolündeki ÖSO/SMO ile birlikte kontrol altında tutulan Zeytin Dalı, Fırat Kalkanı, Barış Pınarları bölgelerine ilave olarak Tel-Rıfat ve Fırat Doğusuna kadar olan Münbiç alanında da kontrol sağlamıştır.

Ancak silah bırakma çağrısının fazla etkili olmadığı ve sadece PKK’yı ilgilendireceği görülmüş, esas tehdit olan Suriye kuzey doğusunda adeta özerkleşmiş, ABD destekli PYD/YPG/SDG’yi bağlamadığı anlaşılmıştır.

ABD’nin telkin ve desteğiyle Suriye’deki yeni yönetim ile SDG’nin anlaşma yapması, SDG’nin yönetimle eşit bir yapıda olduğunu ve varlığının da tescil edildiğini göstermektedir. Bu örgütün Suriye devleti ordusu içinde kabul edilmesi sadece kâğıt üstünde kalmış olup, bir bütün halinde halen kontrol altında tuttuğu bölge içindeki konumunu muhafaza etmektedir. Suriye’nin yeniden yapılanmasında başlangıçta bütünün içinde görüneceği, zaman içinde özerklik ve Irak kuzeyi bölge yönetimiyle entegrasyonunu güçlendirecek bir durumda olacağı düşünülmektedir.

Türkiye’nin ABD’yle olan görüşmelerinde, bu örgütün silahlarını gömmesi isteğinin söz konusu edilmediği ve örgütün bu haliyle kabullenilebileceği izlenimi vardır.

Barış konusu ise uygun bir söylem olmamıştır. Türk kökenliler ile Kürt kökenliler zaten herkes gibi eşit vatandaştır. Bu kadar uğraşa rağmen aralarında kavga ve çatışma yoktur. Herkes kanunlar, imkanlar, fırsatlar ve uygulamalar önünde eşittir. Kavga, küslük olmadığına göre barış kelimesi de anlamsızdır. Zaten terörist ile de barış değil, mücadele yapılır. Türkiye’de Kürt sorunu diye bir şey yoktur. Kürtçülük sorunu vardır. Bu da bölücülük demektir. Bölücü siyasetçilerin ağızlarında geveledikleri konular da bölücü taleplerdir.

Sonuçta, çeşitli nedenlerle ülkenin beka ve güvenliğini sıkıntıya sokabilecek girişimlerden kaçınılmalı, terör ve teröristle mücadeleye devam edilmeli, birlik ve beraberlik içinde kardeşçe yaşamayı zedeleyecek durumlara da engel olunmalıdır.

ABD, AB ve NATO’yla ilişkiler

Trump’ın iktidara gelmesiyle radikal bir şekilde agresifleşen ABD politikası, dünyayı etkilemeye devam etmektedir. Meksika, Panama, Kanada, Grönland, AB ve NATO’yu, çeşitli argümanlarla tehdit etmektedir. Bu ülke ve kuruluşlar da karşı tedbir almaya çalışmaktadır. Çin ile ekonomik savaş içindedir. Rusya’yı şimdilik paranteze almış olup, Ukrayna’nın kaynaklarını paylaşmakla meşguldür.

Bunlardan bir kısmını baskı ve tehditle elde edebilir. Ancak güç zehirlenmesine girip aynı anda tüm tuşlara bastığı için birçok konuda geri adım atmak zorunda kalabilir. Trump, tüccar zihniyetiyle pazarlığı en üst perdeden başlatmakta, tutturabildiği yerde durmaktadır. Para ve İsrail, en başta gelen hassasiyetleridir.

İşine geldiği zaman ülkelere ve liderlerine aşırı methiyelerde bulunmakta, işine gelmediğinde hakarete varan davranışlar göstererek tehdit ve şantaj yoluna gitmektedir. İçeride ve dışarıda bunun örneklerine şahit olunmuştur. Ukrayna en yakın örnektir. Türkiye de bundan zaman zaman etkilenmiştir.

AB de, ABD’nin ekonomik tehditlerine karşı tedbirler almakta, ABD’nin Ukrayna için takındığı tavırdan ve Avrupa’nın güvenlik kaygısı içine girmesinden sıkıntı duymaktadır. NATO ise varlığını koruyan sağduyulu davranışlar göstermektedir. Aslında Trump’ın NATO’yla derdi ekonomiktir. Avrupa’nın daha fazla maddi katkı sağlamasını talep etmektedir. Ancak önemli bir hususu bilmesine rağmen göz ardı etmektedir. O da NATO’nun genişledikçe ABD’nin kontrol ettiği ülkeler artmış, bölge de genişlemiştir. ABD, NATO sayesinde liderlik konumundadır. NATO ülkeleri ABD silah sanayiine de katkıda bulunmaktadır. Ayrıca NATO’yla Avrupa’nın güvenliğinin, ABD’ye ileriden koruma sağladığı da bir gerçektir.

Türkiye’deki son gelişmeler

Türkiye’de cereyan eden son olaylar ABD’yi fazla ilgilendirmemekte, olanları sadece endişe verici olarak nitelendirilmektedir.

ABD’nin Türkiye’den; Filistin’de Hamas’a destek verilmemesi, Gazze planına fazla ses çıkarmaması, İsrail’le yakınlaşarak iyi ilişkiler içinde olması, İran’a karşı birlikte hareket edilmesi, Suriye kuzeyinde yeni bir harekata girişmemesi, SDG’ye dokunmaması ve bir nokta da kabullenmesi, Ukrayna’da konuşlanabilecek Barış Gücüne katkı vermesi, Montrö ve Karadeniz talepleri gibi özetle, ABD politikalarına paralel hareket edebilecek talepler içinde olduğu düşünülmektedir.

Bunun karşılığında da Türkiye’nin, sıkıntı duyulan S-400’den CAATSA yaptırımlarına, F-35’den F-16’ya, PYD/SDG’den Suriye’nin yeni yapılanmasına kadar uzanan ve daha birçok konuda ABD’den beklentiler içinde olduğu değerlendirilmektedir.

ABD’nin Türkiye’ye ilişkin bir süredir herhangi bir olumsuz beyanda bulunmaması, aksine beğeni ifade eden sözler sarfetmesi, Türkiye’nin de ABD aleyhinde konuşmamaya dikkat etmesi, bir al-ver ilişkisi olabileceğini düşündürmektedir.

Burada Türkiye’nin; ABD’nin hırslı tüccar zihniyetiyle vermekten daha çok almayı benimsediğini ve birkaç katını almadan kolay kolay karşılığını vermeyeceğini dikkat alması ve görüşmelerde, iç politikada güç kazanma saikiyle telafisi mümkün olamayacak ve güvenliği aleyhinde olabilecek angajmanlara girmekten kaçınmaya özen göstermesi önem arz etmektedir.

AB de, içinde bulunduğu durumdan ötürü Türkiye’deki olaylarla fazla ilgilenmemekte, sadece endişelerini dile getirmekle yetinmektedir. Onun için önemli olan konu, Türkiye üzerinden AB’ye göç gelmemesidir. Bu nedenle bu konuda Türkiye’yi gücendirmemeye çalışmakta ve Avrupa’da ortaya çıkabilecek güvenlik sorununun telafisi için de Türkiye kapısını açık tutmaya dikkat etmektedir.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —