Armağan KULOĞLU


Rum-Yunan ikilisi yine iş başında

Rum-Yunan ikilisi yine iş başında


Yunanistan ve Rum toplumuyla olan ilişkilerimizde bugüne kadar ne yaşadıysak ne gördüysek, gelecekte de aynı durumlarla karşılaşacağımızdan kimsenin şüphesi olmamalıdır. Bugüne kadar yaşadıklarımız, tarihin tekerrür ederek bulunulan konjonktür içerisinde nüanslarla karşımıza çıkmasıdır.

 

ABD, BM ve AB’yle olan ilişkilerde, Ege, Akdeniz ve Kıbrıs’taki gelişmelerde kendimizi uluslararası ortamda savunmak durumunda kalmamızın sebebi, Yunanistan’ın küresel güçlerden destek alması, ilişkilerimizin bozulduğu ülkelerle de “Düşmanımın düşmanı dostumdur” anlayışıyla Türkiye’ye karşı ittifak yapmalarıdır.

 

Müttefik olduğumuz NATO içinde dahi, arkamızdan çevirmeye kalktıkları işlere karşı sürekli müteyakkız bulunmak ve önlem almak zorunda kalmamız da ilişkilerimizin ayrı bir örneğidir.

 

Rum-Yunan ikilisi Türk düşmanlığından beslenmekte, milli marşlarından okullardaki tedrisata kadar bu düşmanlık işlenmektedir. Buna göre karşı tedbir alınmalıdır.

 

Güncel gelişmeler

 

Yunanistan’ın amacı, “Megali İdea (Büyük ülkü)” olarak adlandırdıkları ve kendilerine ait olduğunu iddia ettikleri bölgeleri Yunanistan ile birleştirerek Bizans İmparatorluğu'nu en geniş sınırlarıyla diriltmektir. Ancak bunu gerçekleştirecek güce bugüne kadar ulaşamamışlardır.

 

Bakanlık düzeyinde yaptıkları açıklamalarda;

 

-Hedeflerinin, Ankara’dan tehdit algılamayacak kadar güçlü bir Yunanistan yaratmak, askeri hamlelerinde doğrudan Türkiye merkezli olmak, güçlü bir silahlanma stratejisi yürüterek, savunma sanayinde de Türkiye’yi yakalamak ve geçmek olduğunu belirmektedirler.

 

-Ege’deki kara sularını genişletmeyi, tek taraflı ve tartışılmaz bir egemenlik hakkı olarak tanımlamakta, İyon Denizi’ndeki uygulamayı Ege Denizi için de planladıklarını, ancak Ankara'nın savaş uyarısı nedeniyle şimdilik bu adımdan kaçındıklarını söylemektedirler.

 

Türkiye ise 1995 yılında aldığı parlamento kararıyla karasularının tek taraflı olarak altı milin üzerine çıkarılmasını savaş nedeni sayacağını ilan etmiştir. Türkiye, Yunanistan’ın çekindiğini dikkate alarak, gerginlik yaratmamak için bunu tekrar etmemektedir. Ancak bunun yeri geldiğinde hatırlatmasında fayda görülmektedir.

 

Yunan-Rum ikilisi İsrail’le işbirliği yapıyor

 

Yunanistan, Türkiye’nin ilişkileri bozulan ülkelerle ve terör örgütleriyle, “düşmanımın düşmanı dostumdur” anlayışıyla işbirliği yapmaya alışıktır. Özellikle Türkiye’nin, İsrail’le arasının iyi olduğu dönemde, ona verdiği uçuş eğitim sahası tahsisini, ilişkiler bozulunca kaldırmasını fırsat bilerek onlara Girit Adası civarında eğitim sahası tahsis etmesi de notlarımız içindedir.

 

Şimdi de İsrail ve Yunanistan Savunma Bakanları Atina’da bir araya gelmiştir. Bu görüşmede İsrail, Yunanistan’a Türkiye’ye karşı caydırıcılığını güçlendirmek için kapsamlı bir stratejik bir paket teklif etmiştir. Bu paketin, Yunan F-35’lerine İsrail teknolojisinin entegresini, füze ve kitlerin tedariğini, insansız hava araçları ve insansız sualtı araçlarıyla mücadelede teknik işbirliği yapılmasını kapsadığı açıklanmıştır.

 

Türkiye’ye karşı ittifaka ABD ve GKRY de katıldı

 

İsrail, ABD, Yunanistan ve GKRY milletvekilleri, Türkiye’nin bölgedeki artan askeri ve siyasi nüfuzuna karşı İsrail Meclisi’nde gizli bir toplantı gerçekleştirmiş olup, zirvede "Ankara’nın yükselişini dizginleme" planları masaya yatırılmıştır.

 

Toplantıda, bölgesel dengelerin Ankara lehine değiştiği, bu durumun istikrarı, güvenliği ve enerji projelerini baltalama tehlikesi taşıdığı ifade edilmiş ve toplantının, İsrail, GKRY, Yunanistan ve ABD arasındaki iş birliğini güçlendirmeye, Türkiye’nin yükselişini durdurmaya yönelik stratejik bir hamle olduğu vurgulanmıştır.

 

Zirvenin mimarlarından Orta Doğu Forumu CEO’su da “Ankara bunu görsün” diyerek toplantıya dikkat çekmiştir.

 

Geçen hafta düzenlenen bu toplantı ve açıklamaları, Türkiye aleyhinde kimlerin kimlerle iş tuttuğunu açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu konuda Doğu Akdeniz’deki hak ve menfaatlerimiz gereği olarak gerçekleştirdiğimiz faaliyetlerden geri adım atılması ve Yunanistan’ın Ege’de işgal ettiği ada/adacıklara göz yumulması gibi davranışlarımızın, hasımlarımızı cesaretlendirdiğine dikkat edilmesinin ve gerekli tedbirlerle birlikte karşı hamlelerde de bulunulmasının faydalı olacağı düşünülmektedir.

 

İstişari görüşmeler göstermelik

 

Türkiye’yle Yunanistan arasındaki yüksek düzeyli istişari görüşmelere, devlet ve hükümet başkanlıklarıyla Savunma Bakanlıkları düzeyinde devam edilmektedir. Geçen haftalarda, “6.Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi” ve “güven arttırıcı önlemler” toplantıları yapılmıştır.

 

Gerek hükümet gerekse askeri yetkililer arasındaki toplantılarda, sorun olan konulara temas edilmediği, sadece iyi komşuluk, müttefiklik, diyalog kanallarının açık olması ve güven arttırıcı önlemler üzerinde durulduğu, toplantı sonunda yapılan ortak açıklamalarda da yumuşak ifadelere yer verildiği görülmekte, ancak toplantılardan sonra ve genelde, özellikle Yunanistan temsilcilerinin açıklamalarında asıl niyetlerini ortaya koymaları dikkat çekmektedir.

 

Türkiye’nin, uluslararası hukuktan, deniz ve hava sahası hukukundan ve anlaşmalardan kaynaklanan hak ve menfaatlerini ihlal eden, hatta gasp eden Yunanistan’a karşı, gerginlik yaratmamak için izlediği yöntemin, Yunanistan’ın yarattığı oldu-bittileri kabul ettiği anlamını taşımaması için, durumu yeniden değerlendirmesinin ve buna göre önlem almasının ve girişimlerde bulunmasının doğru bir yaklaşım olacağı düşünülmektedir.

 

Kıbrıs politikası sulandırılamaz

 

KKTC’de görevi devralan iktidarın, Türkiye ve KKTC tarafından belirlenen ve kararlılıkla uygulanan, “egemen, eşit, iki devlet” politikasının sonuç vermediği gerekçesiyle, “federasyon” ifadesini kullanmadan, ancak onu tarif ederek, politikasını, “Birleşik Kıbrıs/Federasyon” temelinde yeniden düzenlemek istediği bilinmektedir. Yetkililerin, Ankara’da iktidar ve ana muhalefetle yaptıkları temasta “Ada’da iki devletli çözüm istemiyoruz” vurgusunu yapmaları ve Türkiye’yle bu konuda görüş ayrılığı yaşanmadığını ifade etmeleri yadırganmıştır.

 

- “Egemen eşitliğe dayalı iki devletli çözüm” bir siyasi tercih olmanın ötesinde, tarihsel bir zorunluluk ve Rum tarafının değişmeyen tahakkümcü zihniyetinin doğal bir sonucu olduğu bilinmeli, bunu sulandıracak girişim, faaliyet ve sözlerden kesinlikle kaçınılmalı, odak noktası KKTC’nin uluslararası ortamda tanınması olmalıdır.

 

-Kıbrıs’ta elde edilen hakların ve onun yarattığı etkinliklerin feda edilemeyeceği, elden kaçarsa bir daha ele geçirilemeyeceği dikkate alınmalı, Kıbrıs’ın sadece KKTC’yi değil, ondan daha da fazla Türkiye’yi ilgilendirdiği bilinmelidir.

 

-Kıbrıs konusu; birlikte verilen mücadeleyle, bağımsız, egemen iki devletli hale kadar getirilen mukaddes bir davadır. Federasyon yönünde bir çağrışım olmaması için adının, Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KTC) olarak değiştirilmesi de yararlı olacaktır.