ABD-İsrail ve İran bölgesel savaşı, Hürmüz Boğazı’ndan petrol/LNG akışının aksaması, savaşın yayılması riski, şüphesiz ki dünyada ve Türkiye’de makro dengeleri olumsuz etkileyecektir. Türkiye’nin 2026 makro hedefleri tutmayacaktır.
Genel olarak küresel düzeyde enerji şoku, büyümeyi zayıflatıp enflasyonu yükseltecektir. Türkiye’de ekonomide yüksek kırılganlık var. Enflasyon Dünya ve gelişmekte olan ülkeler ortalamasından çok yüksektir. GSYH’da büyüme de dünya gelişmiş ülkeler ortalamasından düşüktür.
- Büyüme
Enerji fiyat şoku, maliyetleri ve fiyatları artıracağı için, halkın satın alma gücünün düşmesine neden olur. Reel gelirler aşınır. Hanehalkı harcanabilir geliri düşer, tüketim zayıflar ve büyümeyi etkileyen hane halkı talep artışı düşünce büyüme oranı da düşer
Enerji ve kur kaynaklı enflasyon beklentileri bozulunca, TCMB’nin dezenflasyon patikası için daha sıkı duruşa ihtiyaç doğar. Yine
Türkiye sıcak parayı tutmak ve enflasyonla mücadele etmek için reel faizleri yüksek tutmak ve finansal koşulları sıkılaştırmak zorunda kalacaktır. Bu durumda kredi reel faizleri artar. İç talep daha da yavaşlar. Yatırımların finansmanı zorlaşır. Sanayi sektöründe ve özellikle Türkiye de büyümeyi etkileyen inşaat sektöründe daralma olur. Büyüme oranı düşer.
Yine savaşın uzaması, Türkiye’nin girdi tedarikini olumsuz etkiler ve düşük kapasite kullanımı ortaya çıkar.
Enerji fiyatlarının artması, enerjiyi yoğun girdi olarak kullanan Demir-çelik, kimya, çimento, cam, seramik, gübre gibi sektörlerde, ithalatın finansmanı maliyeti artar ve zorlaşır. Bu nedenle kapasite kullanım oranı düşer. Sanayide daralma olur. Büyüme oranı düşer.
Öte yandan Türkiye’de üretim ithal girdi oranı yüksek olduğu için sürekli cari açık veriyoruz. Şimdi enerji fiyatlarının artması bu açığı da otomatik olarak artıracaktır. Cari açığın artması ve CDS (dış tahvillerde iflas sigorta risk primi) nin artması nedeni ile Türkiye’nin döviz ihtiyacı artacaktır. Bu durumda Kurların artması kaçınılmaz olur. Kur artışı nedeni ile ithal ara malı ve hammadde fiyatları artar. Aynı paralelde navlun/sigorta maliyeti artar. Tedarik zinciri üzerinden üretimi olumsuz etkiler. Yani büyüme oranı düşer.
Bizim gibi kırılgan bir ekonomide, tahmin yapmak çok zordur. Ancak böyle giderse, yeni bir şok krizi yaşamazsak, Türkiye de büyüme yüzde 1 yüzde 2 seviyesine geriler.
- Enflasyon
Petrol fiyatlarının ve petrol faturasının artması, tüm üretimde, üretim maliyetlerini artırır. Reel faizlerin yüksek olması da üretim maliyetlerini artırır. Üstelik bizde piyasada aksak rekabet var. Oligopol piyasa hâkimdir. Bu nedenle artan maliyetler perakendeye fazlasıyla yansıtılıyor.
Türkiye de ithal girdi oranı yüksek olduğu için, kur artışları da üretimde maliyet ve fiyat artışı yaratır.
Beklentiler ve fiyatlama davranışı olarak, belirsizlik dönemlerinde firmalar “ileride daha pahalı olacak” diye önleyici zam yapıyor.
Kur artışı ve ithal tüketim mallarının artışı, vitrindeki yerli mallarında aynı paralelde fiyat artışına neden oluyor.
Petrol fiyatlarında artışı önlemek için, enerji sübvansiyonları, güvenlik/lojistik harcamaları veya sosyal destekler artırması, Vergi indirimlerine gitmesi ve yönetilen fiyatlarda yapılacak ayarlamalar yaparsa, bu defa bütçe açıkları artar. Bu da enflasyona yansır. Doğrusu bütçe de lüks ve popülist harcamaları kısmaktır. Ama siyasi iktidar buna yanaşmıyor.
Siyasi iktidarın ne yapacağını, önlem alıp almayacağını bilmediğimiz için, 2026 yılı için enflasyonda bir tahmin yapmak imkansızdır. Yeni bir kur şoku ve yeni bir yüksek enflasyon riskimiz de var.
