Armağan KULOĞLU

Tarih: 13.02.2026 17:42

Süreç, çıkar mücadelesine dönüşmesin

Facebook Twitter Linked-in

İki yıla yaklaşan bir süredir devam eden ve ortaya atılmasını müteakip bir müddet nasıl adlandırılacağı hususunda yaşanan tereddütlerden sonra “Terörsüz Türkiye” olarak isimlendirilen süreç devam etmektedir.

Başlangıçta hiçbir pazarlık ve beklenti olmaksızın bölücü terör örgütünün yurt içindeki ve dışındaki tüm unsurlarıyla kendisini lağvetmesi, teröristlerin silahlarını bırakması, çatışmasız ve huzurlu bir ortama kavuşulması şeklinde açıklanan sürecin, zaman geçtikçe amacının dışına çıktığı, iç siyasette çıkar mücadelesine dönüştüğü ve istenen sonuçlardan uzaklaştığı görülmüştür.

 

Sürecin istenen düzeyde gerçekleşmesini desteklemek üzere terörist başından örgütün bu söylenenleri gerçekleştirmesi için çağrı yapması, bölücü siyaset yapan siyasi partiden de bu konuda bölücü terörist başıyla iletişimde bulunması talebinde bulunulmuştur.

Ancak bu girişimin, terörist başı ve bölücü siyaset yapanlar tarafından, bilinen amaçlarını gerçekleştirilmek için bir fırsat olarak değerlendirildiği ve iç siyasetin zafiyetinden de istifadeyle bir pazarlık unsuru olarak da kullanıldığı görülmüştür.

 

Süreç nasıl gelişti?

Silahların bırakılması terör örgütlerinin lağvedilmesi sürecini yönlendirmek, gerçekleşmesi için alınması gerekecek karar ve tedbirleri oluşturmak için TBMM bünyesinde milletvekillerinden oluşan bir komisyon kurulmuş ve bu komisyona da “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” adı verilmiştir. Ancak bu komisyonun isminin dahi, amacının dışındaki konuların ifadesine ve görüşülmesine sebep olduğunu ve bunu da bölücü siyaset yapanların bir fırsat olarak kullandıkları söylenebilir.

Çalışmalar ilerledikçe, politik hedeflerinde avantaj sağladığını hisseden bölücü siyaset yapanların, bugüne kadar çekinerek dolaylı yollardan dile getirdikleri, Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığını, bütünlüğü ve güvenliğini tehdit eden söylemlerini, kuruluş esaslarını, anayasanın başlangıç metnini, ilk dört maddesindeki nitelikleri, 66 ve 42. Maddelerindeki hükümleri değiştirmeye yönelik taleplerini fütursuzca ortaya koydukları ve toplumu rahatsız eden ifadelerde bulundukları görülmüştür.

Gerek komisyondaki gerekse diğer bilinen siyasetçilerin ve dağdaki bazı terörist liderlerinin, terörist başını kurucu önder ve baş müzakereci olarak nitelendirdiklerine, onu siyaset yapan siyasetçi olarak gördüklerine şahit olunmuştur. Bu nedenle bir an önce umut hakkı ve diğer teröristler için de hukuksal düzenlemeler yapılarak kendilerine hareket ve çalışma serbestisinin sağlanmasını ve siyaset yolunun açılmasını talep etmişlerdir. Sıkıntılı ve Türk Milleti tarafından kaygıyla izlenen bu konu için çalışmalar devam etmektedir.

Bölücülerin beklentileri

Taleplerin arasında Kürtlerin, anayasal olarak farklı bir etnisite olarak tanınması ve kollektif haklara sahip olması da vardır. Şimdi de bunu “demokratik entegrasyon” ve “demokratik Toplum” söylemleriyle de süsleyip elde etme çabasındadırlar. Terörün ancak böyle sonlanacağını, barışın sağlanacağını, sanki gelinen aşamaya terörle ulaşmışlar gibi, isteklerinin gerçekleşmemesi halinde sıkıntı olacağını, siyasetlerini ona göre yönlendireceklerini ima etmekte, sürecin başarıya ulaşmasından endişe eden siyasetçilerin bu konudaki zafiyetinden de istifade etmeye çalışmaktadırlar.

Bölücülerin hedefi;

-Ulus devlet yapısıdır. Üniter devleti zayıflatma düşüncesidir.

- “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran halka Türk Milleti denir” şeklinde ifade edilen kurucu felsefenin değiştirilerek etnik paylaşımlı bir yapının tarif edilmesidir.

-Birleştirici olan Türk kimliğinin anayasadan çıkarılarak, devletin Türk devleti olma vasfının silinmesidir.

-Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tapu senedi olan Lozan Anlaşmasını kabul etmeyerek, Devletin yanlış kurulduğunu, Türkiye Cumhuriyet’inin feshedilerek iki milletli olarak yeniden kurulmasıdır.

Açıkça söylenen ve ima edilen diğer talepler, bu asıl konunun tamamlayıcıları durumundadır.

Bölücüler, konuyu “Kürt Sorunu” olarak görmekte ve süreci, olmayan bu sorunu çözmek için bir fırsat olarak nitelendirmektedir. Etnik kökeni Kürt olan yurttaşımız da dahil, hiçbir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının birbirinden farkı yoktur. (Anayasa Madde 10: Herkes; dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Devlet, bu eşitliği sağlamakla yükümlüdür. Bu konularda herkes anayasal güvence altındadır.) Herkes kanunlar önünde eşit olduğu gibi, imkanlar ve fırsatlar açısından da eşittir. Bundan daha açık bir şekilde tarif edilen ve uygulanan bir eşit yurttaşlık olduğu söylenemez. Hiç kimse bunun aksini gösteremez.

 

Süreç devam ediyor

Süreç, toplumun önemli bir kesimi tarafından kuşkuyla karşılansa da zaman zaman komisyon içinde de anlaşmazlığa yol açan gelişmeler olsa da devam etmekte ve bir an önce raporun hazırlanması ve meclise sunulması için çalışılmaktadır.

Buradaki eksikliğin, komisyondaki görüşmelerin ve faaliyetlerin şeffaf olmaması, toplumun bilgi edinmesine kapalı olmasıdır. Bu durum, birtakım spekülasyonlara, dedikodu ve komplo teorilerine sebep olabileceğinden, şeffaflığın ön plana çıkarılmasında fayda görülmektedir.

Terörsüz Türkiye’yi herkes ister. Ancak bu başlığa sığınarak ortaya atılan ve toplumu rahatsız eden söylemlerin olması, sürecin benimsenmesini zayıflatmaktadır. Bunu benimsemeyenlere “terör taraftarı” denmesinin, “karşı taraf” olarak nitelendirilmesinin ve konunun “tartışmaya kapalıdır” denmesinin doğru bir yaklaşım olmadığı düşünülmektedir.

Teröristler, bölücüler ve temsilcileri, sanki mücadeleyi kazanmış, Türkiye Cumhuriyeti de şartları görüşmek için onlardan müzakere talep etmiş gibi davranmakta, maalesef onların bu şekilde davranmalarına da siyasi kaygılarla göz yumulmaktadır.

Terör, Türkiye Cumhuriyeti’nin yurt içinde ve sınır ötesinde yıllarca yaptığı kahramanca mücadeleyle gündemden düşürülmüş, bedel ödeyerek vatanın, devletin ve milletin bölünmesine geçit verilmemiş, alınan tedbirlerle de tehdit olmaktan çıkarılmıştır.

Devlet, terör örgütü ve temsilcileriyle müzakere yapmaz. Terörle mücadele edilir. Terör örgütüyle barış yapmak diye bir şey de söz konusu olamaz. Barış, savaşanlar veya kavga edenler arasında yapılır. Türkiye’de etnik kökenler arasında (çıkarmak için içerden ve dışarıdan çok uğraşılmışsa da) bir kavga yoktur. Bunları varmış gibi gösterip “barış” nidaları atmak, dümdüz aldatmacadır.

Devam eden süreçte konunun bölücü siyaset yapanlar tarafından mecrasından çıkarılarak bir dönüşüme doğru evirilmeye çalışıldığı görülmekte, bu konuda dikkatli olunmasının faydalı olacağına inanılmaktadır.

***

-Konu son derece hassastır. Silahların bırakılması ve terör örgütlerinin lağvedilmesi ile başlayan konunun bu çerçeve dışına çıkmamasına, hiçbir konuda taviz verilmemesine, Türk Milletini endişe düşürecek ve iç burukluğu yaracak söylem ve eylemlere imkân tanınmamasına özen gösterilmelidir.

-Bölücüler hariç, ister iktidar ister muhalefet olsun, hiçbir siyasi örgütün bu konuyu istismar ederek çıkar sağlama düşüncesiyle hareket etmeyeceğine olan inancımızın zedelenmesine imkân tanınmamalı, konuya hassasiyet gösterilmeli ve itinayla yaklaşılmalıdır.


 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —